KULAK HASTALIKLARI

Baş Dönmesi – Vertigo

    Vertigo; kişinin  ve/veya çevresinin  döndüğünü hissetme hali yani bir hareket yanılsamasıdır. Çoğunlukla iç kulak hastalıklarına bağlı olarak ortaya çıkar. Vertigo bir hastalık olmayıp,başka bir hastalığın belirtisi olarak ortaya çıkar. Genelde bulantı ve kusma eşlik eder,terleme, çarpıntı görülebilir.


Vertigo Teşhisi Nasıl Konulur?

    Hastanın detaylı öyküsü alınır. Baş dönmesi tarif ettirilerek, gerçek baş dönmesi mi yoksa hasta tarafından farklı bir durumla mı karıştırıldığı saptanır. Fizik muayeneyi takiben nörolojik muayene ve çeşitli testler uygulanabilir. Vertigo teşhisinde  kullanılan testler; vestibüler, odyometrik ve görüntüleme olarak 3 ana grupta toplanır. Bazen biyokimyasal laboratuvar testleri de gerekebilir.


Yapılan Vestibüler Testler:

  • Videonistagmografi (VNG)
  • Elektronistagmografi (ENG)
  • Postürografi
  • Doppler Ultrasonografi 

Yapılan Odyometrik Testler:

  • BERA / ABR
  • Oto Akustik Emisyon (OAE)
  • Elektrokokleografi (ECoG) 

Görüntüleme Testleri

  • Manyetik Rezonans (MR)
  • Bilgisayarlı Tomografi (BT)
  • Elektroensefelografi (EEG)
  • Elektromiyografi (EMG) 


Tinnitus (Kulak Çınlaması)


    Tinnitus yani kulak çınlaması  bir hastalık değil, atta yatan diğer hastalıkların neden olduğu bir semptomdur. Kulağı etkileyen hastalıklar, işitme kaybı, iç kulaktaki hücrelerin hasar görmesi, kulak kiri, Kulak kemiğindeki değişimler, anemi, Meniere hastalığı, yüksek tansiyon gibi nedenlerle kulak çınlaması ortaya çıkabilir. Hasta tarafından genellikle uğuldama, vınlama, vızıltı, çınlama şeklinde, şiddeti kişiden kişiye değişen ve kulakta veya bazen de kafanın içinde duyulan bir ses olarak tanımlanır. İki tip tinnitus vardır. Biri çok daha yaygın görülen; subjektif (öznel) tinnitus: sadece hasta tarafından hissedilen çınlamadır. Diğeri ise daha nadir görülen; objektif (nesnel) tinnitus: hem hasta hem de başkaları tarafından da duyulabilen çınlamadır. Kulak çınlaması vakalarının çoğunda özel bir tedavi yoktur. Kulak çınlamasının nedeninin bulunup ortadan kaldırılmasıyla tedavi sağlanabilmektedir.

Dış Kulak Hastalıkları

Dış Kulak İltihabı: Dış kulak yolu iltihabı, dış kulağın ve dış kulak yolunun enflamasyonu, irritasyonu veya enfeksiyonunu ifade eder. Hastalık, yüzücü kulağı olarak da bilinir.

Tedavisi: Tedavinin ilk aşamasında kulak yolundaki akıntı temizlenmelidir. Bu işlem biraz ağrılı olabilmekle birlikte, ilaçların etkili olmasını kolaylaştırır. Antibiyotik içeren kulak damlaları ve mantarların yok edilmesi için antimikotikler kullanılabilir. Kulak kanalı çok şiş ise damlaların içeriye ulaşabilmesi için fitil benzeri bir süngerin dış kulak yoluna yerleştirilmesi gerekebilir. Ağrı ciddiyse, ağrı kesici kullanılabilir. Kulağa sıcak uygulanması ağrıyı azaltabilir.

Orta Kulak hastalıkları

Akut orta kulak iltihabı (Akut otitis media)

 Orta kulak yani kulak zarı ile iç kulak arasında kalan boşluğun inflamasyonu ve enfeksiyonuna orta kulak iltihabı denilmektedirTek ya da her iki kulak aynı anda etkilenebilir. Çocuklarda çok sık karşılaşılan bir hastalık olup, yaş arttıkça görülme sıklığı önemli oranda azalmaktadır.

Tedavisi: Genellikle antibiyotikler, ağrı kesici ve ateş düşürücülerle tedavi edilir. Antibiyotiklere cevap alınamadığı durumlarda kulak zarını çizmek gerekebilir.

Kronik Orta Kulak İltihabı

    Orta kulaktaki iltihabi hastalığın uzun sürdüğü ve kulak zarında kalıcı bir delinme olduğu durumları ifade eder. Genellikle, erken çocukluk çağında başlayan orta kulak iltihaplarının yeterince tedavi edilip kontrol altına alınmaması ile oluşur. Orta kulaktaki kemikçiklerde (örs, çekiç, üzengi) harabiyete, kulak kemiğinin içindeki ve çevresindeki başka dokularda da iltihaplanmaya neden olabilir.

Tedavisi: Tedavi genellikle cerrahidir. Duruma göre miringoplasti, timpanoplasti, osikuloplasti ve mastoidektomi uygulanır. Amaç  kulak zarının  tamir edilmesi, kulak kemiğinin arka tarafında yer alan mastoid bölgedeki kalıcı iltihabın temizlenmesi ve kemikciklerin onarılmasıdır. Ameliyatın başarısını; akıntı olup olmaması, kulak zarındaki deliğin büyüklüğü, orta kulak kemikçiklerinde tahribatın varlığı gibi faktörler etkiler.

Kulak Kiri (Buşon)

    Dış kulak yolunun içerdiği salgı bezlerinin salgısı ile epitel döküntülerinin karışımından oluşan kulak kiri (Serumen), aslında koruyucu, kayganlaştırıcı, anti bakteriyel özelliklerde olan bir maddedir. Kulak salgısı, kulak yolunu koruduğu için faydalıdır. Kulak salgısının yokluğu, dış kulak yolunun kurumasına ve buna bağlı kaşıntılara yol açmaktadır.

Kulak Akıntısı

    Kulak akıntısı; normal kulak sekresyonunu, iltihap ya da kulaktan kan gelmesi demektir. Genellikle akıntı, kulak kiridir. Lakin herhangi bir tahriş veya enfeksiyon sebebi ile de kulak akıntısı olabilir. Kanlı kulak akıntısı veya beyaz, sarı renkli kulak akıntıları kulak zarında meydana gelen yırtılma ile gelişebilir. Bu tip durumlarda vakit geçirmeden doktorunuza görünmeniz gerekir. Zira basit bir sebepten kula akıntısı olabileceği gibi, işitme kaybına kadar sebep olabilecek ciddi nedenler söz konusu olabilir. Kulak akıntısının sebepleri nelerdir? Herhangi bir enfeksiyon meydana gelmesi. Yüksek sese maruz kalmak veya uçaklardaki ani basınç değişiklikleri Egzaman gibi bazı cilt sorunları Kulağa kaçan yabancı cisimler kulak akıntısına sebep olabilir. Kulak akıntısı; kan, kulak kiri, iltihap ya da sıvının kulaktan gelmesidir. Çoğunlukla kulaktan dışarı doğru gelen akıntı, kulak kiridir. Bununla birlikte akıntı; küçük tahrişler veya enfeksiyonlar nedeniyle de olabilir. Yırtılmış bir kulak zarı; beyaz, hafifçe kanlı veya sarı kulak akıntısına sebep olabilir.

Tedavisi: Tedavisi kesin değildir bu yüzden altında yatan nedenler çözümlenir. Bunlar, iltihap tedavisi ve kulak hasarı tedavisidir.

Kulak Zarı Delinmesi

    Kulak zarı, kulak kanalının içinde bulunan dış kulak yolu ile orta kulağı ayıran ince bir dokudur. Delik kulak zarı, bu ince zarın delinmesi veya yırtılmasıdır. Kulak zarında delinme varsa sıklıkla işitme azalır, nadiren akıntı olur. Kulaklarda uğultu ve çınlama oluşabilir. Ağrı genellikle bulunmaz.

Tedavisi: Genel olarak kulak zarındaki delinmeler vücut tarafından hızla onarılır. Bu onarım yetişkinlerde de, çocuklarda da aynı hızdadır.  Altı hafta içerisinde kendiliğinden kapanmayan kulak zarı deliklerine cerrahi müdahale gerekebilir.

Kulak Tıkanması

    Kulak tıkanması, kulak kanalının kapanmasıyla ortaya çıkan bir sorundur.  Çok çeşitli nedenlerle meydana gelebilir.  Bu nedenlere bağlı olarak orta kulağı yemek borusuna bağlayan ve görevi orta kulağa hava giriş ve çıkışını sağlamak olan östaki borusu zarar görür. Normalde östaki borusu kulak zarının her iki tarafına da eşit bir şekilde hava baskısı yaparken,  tıkandığı zaman orta kulaktaki baskı azalır ve kulak zarı içe doğru çekilir. Böylece kulakta tıkanıklık hissi oluşur.

Tedavisi: Kulak tıkanması genellikle geçici bir problemdir ve kendi kendine geçer. Ancak kulak tıkanıklığına ağrı, kulaktan sıvı gelmesi gibi bir durum eşlik ediyorsa, doktora başvurulmalı, kendi kendine müdahaleden kaçınılmalıdır.

İşitme Kayıpları

    Doğuştan olan veya sonradan gelişebilen işitme kayıpları sosyal yaşam da dahil olmak zere kişinin yaşam kalitesini oldukça düşürmektedir. Ancak genellikle başlarda ciddiye alınmaz ve ancak işitme kaybı çok ilerleyince doktora başvurulur, bu da tedavi sürecini olumsuz etkiler.

Kulak Şekil Bozuklukları

    Tüm organlar gibi kulağın da belirli anatomik yapısı vardır ve gelişiminin % 80’ini 5-6 yaşlarında tamamlamaktadır. Kulağı oluşturan yapılarda meydana gelen bozukluklar şekil bozukluğuna neden olmaktadır.

    Doğuştan olan şekil bozukluklarının nedenleri henüz kesin olarak bilinmemekle birlikte; genetik faktörler, annenin hamilelikte geçirdiği hastalıklar, radyasyona maruz kalması, kullandığı bazı ilaçlar, alkol tüketimi, bebeğin anne karnında dolaşım yetersizliğine maruz kalması etkenler arasında sayılabilir.

Kulak şekil bozukluğunun tedavisi:

    Tedavi yöntemi duruma göre seçilir. Dış kulağın şekil bozukluklarında estetik cerrahi uygulanır. Çocuklarda operasyon genel anestezi altında gerçekleştirilir. Ameliyatın başarısı açısından, operasyondan sonra hastanın uyması gereken kurallara dikkatle riayet etmesi önemlidir.

     İç kulaktaki yapısal anomaliler genelde tedavi edilemez. Eğer işitme kaybı varsa buna uygun tedaviye gidilir.


                                    BURUN HASTALIKLARI


Alerjik Rinit

    Rinit sözcüğü burun iltihabını ifade eder. Burun iltihabı alerjik nedenlerden kaynaklanıyorsa alerjik rinit olarak adlandırılır.

    Sadece belirli mevsimlerde (özellikle ilkbahar) ortaya çıkan alerjik rinite; mevsimsel rinit (saman nezlesi),” yıl boyunca süren alerjik rinite; “perenial rinit” denilir. Hastalık ortaya çıktıktan sonra genellikle yıllarca devam eder.

    Herhangi bir yaşta görülebilirse de ilk belirtiler çoğunlukla çocukluk ve genç erişkin çağda ortaya çıkar. Ailesinde alerjik hastalık öyküsü bulunan ve/veya alerji yatkınlığı olan kişilerde ortaya çıkma olasılığı daha yüksektir. 

Alerjik Rinitin Tedavisi:

    Öncelikle alerjiye neden etkenlerle temas kesilmelidir. Daha sonra belirtilerin ortadan kaldırılmasına dayanan bir tedavi uygulanır.

    İlaç tedavisinde, antihistaminikler ve steroid preparatlar oldukça sık kullanılmaktadır. Aşı tedavisi de bir seçenektir. Aşı tedavisinde, alerji yaratan etken giderek artan dozlarda uygulanarak, vücudun bağışıklık kazanması sağlanır. Eğer burun tıkanıklığı diğer yöntemlerle giderilemiyorsa cerrahi yöntem uygulanabilir. Günümüzde hem mevsimsel hem de tüm yıl süren alerjik nezlesi olan hastalarda belirtileri başarılı azaltmak ya da yok etmek için Rhinolight tedavisi tercih edilmektedir. Rhinolight tedavisinde hastanın burun deliklerine özel dalga boylarına sahip, yüksek yoğunluklu ışık uygulanır. Başarı oranı oldukça yüksektir.


Grip ve Soğuk Algınlığı

Grip ve soğuk algınlığı sıklıkla karıştırılmakla birlikte farklı hastalıklardır. Grip, influenza virüsünün neden olduğu bir solunum yolu hastalığıdır. Hastalarda yüksek ateş, soğuk ter ve titreme, halsizlik, şiddetli kas ve eklem ağrıları, baş ağrısı, bulantı, kusma, ishal ve kuru öksürük gibi belirtiler görülür. Bulaşıcıdır.

    İlk 72 saat hastalık ağır seyreder. 7-10 gün içerisinde düzelir. Ancak çocuklarda, yaşlılarda kronik hastalığı olanlarda çok ciddi sonuçlara yol açabilir. Bu nedenle mutlaka hekime başvurulmalıdır.

    Grip tedavisi semptomları gidermeye yöneliktir yani hastalığı tümüyle ortadan kaldırmaz. Semptomatik tedavide burun akıntısını kesen ilaçlar, ağrı kesici ve ateş düşürücüler kullanılır. İlaçlar özellikle ilk iki günde alındığında gribin ilerlemesi önlenebilir. Viral bir hastalık olduğundan antibiyotikler tedavide işe yaramamaktadır. Hastaların doktora danışmadan antibiyotik kullanarak kendi kendilerine tedavi uygulamaya çalışmaları sık yapılan bir hatadır. Gribin iyileşmesinde istirahat çok önemlidir. Yine bol sıvı almak,  koyu yeşil, kırmızı, sarı sebze ve meyveler tüketmek destekleyicidir. Grip aşısı olmak hastalıktan korunmada yararlıdır.

    Soğuk algınlığı da bir solunum yolu hastalığı olmakla birlikte, soğuk algınlığına neden olan virüsler grip virüsünden farklıdır. Yüksek ateş ve halsizlik görülmez. Hafif kırgınlık, burun akıntısı, hapşırma ve boğazda kaşınma hissi gibi belirtilerle seyreder. Çocuklarda yetişkinlerden daha sık rastlanır.

    Soğuk havanın yanı sıra bireysel faktörlerde soğuk algınlığı riskini arttırır. Özellikle yetersiz beslenme, stres, sigara, bademcik ve geniz eti problemleri bunların başında gelmektedir.

    Tedavisi semptomları gidermeye yöneliktir. Burun akıntısını kesen ilaçlar, ağrı kesici ve ateş düşürücüler kullanılır. Bakteri enfeksiyonlarında etkili olan antibiyotikler bu virüslere etki etmemektedir. Dinlenmek çok önemlidir. Hastalık sırasında beslenmeye dikkat edilmeli, hazmı zor besinler tüketilmemelidir. Az yağlı gıdalar, et ve süt ürünleri, taze meyve ve sebzeler yenmelidir.

Sinüzit

    Burun, alın, şakak ve göz çevresindeki içi hava dolu boşluklara, sinüs denir.  Sinüsler kanallar yoluyla burna açılırlar. Kanalların içinde burun mukozası bulunur, mukozanın ürettiği salgı burun içinde solunum yollarının ısıtılmasını ve nemli kalmasını sağlar. Sinüzit bu mukozanın iltihaplanmasıdır.

    Genel olarak akut ve kronik olmak üzere iki tipi vardır. Akut sinüzit yeni oluşan sinüzit demektir ve uygun tedaviyle tamamen iyileşebilir. Kronik sinüzit ise sinüslerde sürekli bir iltihap anlamına gelir ve tedavisi zordur.

Sinüzit Tedavisi

    Akut sinüzit erken teşhisle antibiyotik kullanımına gerek kalmadan büyük oranda tedavi edilebilmektedir. Eğer enfeksiyon bakteriyel kaynaklı ise ve geçmiyorsa antibiyotik tedavisi uygulanır. Yine dekonjestanlar, ağrı kesiciler, burun spreyi ya da damlaları tedaviye yardımcı olur. Sinüzit alerji kaynaklıysa alerjiye neden olan etken ortadan kaldırılmalıdır. Tedavi sırasında sigaradan uzak durulmalıdır.

    Kronik sinüzitte cerrahi yöntem seçilebilir. Hastanın durumuna göre balon sinoplasti gerçekleştirilebilir. Sinüs cerrahisi sonrası dönemde pansumanlara aksatılmadan gidilmeli, sinüziti tetikleyici sebeplerden uzak durulmalıdır.


Burun Kanaması (Epistaksis)

    Burun kanaması her yaşta ortaya çıkabilen bir durumdur. Burun mukozasının her hangi bir noktasından kaynaklanabilir. Kanama yerine bağlı olarak ön ve arka burun kanamaları şeklinde sınıflandırılabilirler.

Burun Kanamalarının Tedavisi:

    Kanamanın durmadığı ön burun kanamalarında veya küçük bir müdahale ile damar pıhtılaştırılarak kanama durdurulabilir. Ön burun kanamalarında sınırlı bir tampon yapılabilir ya da kanayan nokta koterize edilebilir. Sonrasında yumuşatıcı ve yara iyileştirici burun kremleri kullanılır. Arka burun kanamaları ise genellikle sebebin ortadan kaldırılmasıyla iyileştirilebilmektedir.

Burun Kemiği Eğriliği (Burun Deviasyonu)

    Burunda, burnun sağ ve sol boşluklarını eşit iki bölüme ayıran, ön tarafı kıkırdak, arkası kemikten oluşan bir yapı (septum) bulunmaktadır.  Bu yapıda çeşitli nedenlerle oluşan eğriliğe burunda kemik eğriliği ya da septum deviasyonu denmektedir. Bu eğrilik dışarıdan görülebileceği gibi, dışarıdan düzgün görünen bir burunda da kemik eğriliği bulunabilir.

Burun kemiği eğriliğinin tedavisi:

    Tek tedavi yolu ameliyattır. İki tip ameliyat bulunmaktadır; septoplasti ve rinoplasti. Rhinoplasti estetik bir operasyondur ve burun şekli ile konturunu değiştirmek için uygulanır. Septoplasti septum deviasyonunu düzeltmek için yapılan, fonksiyonel bir operasyondur. Rinoplasti ve sinüzit ameliyatıyla birlikte yapılabilir. Ameliyatlar burnun kemik yapısının şekillenmesi tamamlandıktan sonraki yaşlarda yapılabilir. Bu erkeklerde 17-18, kadınlarda ise 15-16 yaşından sonraya denk gelmektedir. Bazı özel durumlarda daha erken yaşlarda da gerçekleştirilmektedir.

Nazal Polip (Burun Polipi)

    Burun içinde ve burun yanı boşluklarında oluşan, yumuşak, ağrısız ve kötü huylu olmayan kitlelerdir. Genellikle alerjik nedenlerle, kronik sinüzit gibi hastalıklar sonucu, genetik yatkınlık, ilaç duyarlılığı ve bağışıklık bozuklukları durumlarında ortaya çıkarlar. Mukozalar iltihaplanarak, burun deliklerinden boğaz bölgesinin aşağısına kadar uzanabilen polipler oluşur. Nasal polipler genellikle her iki tarafta birden görülür. Soluk pembe renklidirler. Bazen burun ucundan dışarı sarkabilirler. Yetişkinlerin yaklaşık %1-4’ünde, çocukların %0.01’inde nazal polip mevcuttur.

    Hastalar tarafından polip olarak ifade edilen ve klinik olarak poliplerle karışan burun içi papillomu, polipten çok farklı bir oluşumdur. Burun içi papilomu, karnıbahar şeklinde, tümoral bir yapı olup, histopatolojik olarak da polipten büyük farklılıklar gösterir.  

Nazal polipin tedavisi:

    Hastanın durumuna göre medikal veya cerrahi olarak tedavi edilirler. Burun içi veya sistemik kortikosteroid tedavisi çoğu zaman faydalı olmaktadır, eşlik eden alerjik nezle ve benzeri bir durum varsa  antihistaminikler kullanılabilir.  Yine altta yatan nedene göre antibiyotik, antileukotrienler, non-steroid antiinflamatuarlar ve  dekonjestan ilaçlar da kullanılabilir. Burun lavajı uygulanabilir.

    Eğer medikal tedaviye yanıt alınamıyorsa, polipler sinus girişlerini tıkamış ve buna bağlı kronik enfeksiyon ve inflamasyona yol açmışsa ya da nazal boşluğu bütünüyle tümüyle doldurmuşsa polipektomi ya da endoskopik sinüs cerrahisi uygulanabilir. 

    Polipler tedavi edildikten sonra yeniden ortaya çıkabilir. Özellikle alerji kaynaklı oluşan poliplerin nüks etme riski yüksektir.


Burun Tıkanıklığı

    İnsan sağlığı için sağlıklı bir solunum fonksiyonu şarttır. Burun tıkanıklığı yüzünden ağız solunum yapılması durumunda, alınan oksijen akciğerlerde yeterince tutulamamakta ve kandaki oksijen seviyesinde azalma olmaktadır. Kandaki oksijen seviyesinde azalma hipertansiyon, kalp ritm problemleri ya da kalp yetmezliği gibi sorunlar oluşturabilmektedir. Uzun süreli burun tıkanıklıkları tedavi edilmedikleri zaman çok ciddi sağlık problemlerine yol açabilmektedir.

    Bebekler ilk 6 ay içinde ağızdan nefes alıp vermeyi beceremediklerinden dolayı sadece burun yoluyla nefes alabilirler. Bebeklerde burun tıkanıklığı bebeklerin nefes alıp vermesini, rahat uyumasını beslenmelerini engeller, dolayısıyla bebeğin gelişimini olumsuz etkiler. Bu nedenle bebeklerdeki burun tıkanıklıklarının ihmal edilmemesi çok önemlidir.

Nasıl Tedavi Edilir?

    Burun tıkanıklığının tedavisi burun tıkanıklığına neden olan duruma bağlıdır. Septum deviasyonu (burun eğriliği), geniz eti (adenoid hipertrofi), konka hipertrofisi gibi yapısal kaynaklı tıkanıklıklarda ya da kronik sinüzit, konka bülloza (orta burun etinin içinde hava olması) gibi durumlarda çözüm cerrahidir. Örneğin Enfeksiyon ya da alerji gibi nedenlerden oluşan burun tıkanıklıklarında ilaç tedavisine gidilir. Burun açıcı (dekonjestan) damlalar ve spreyler, antihistaminikler, antibiyotikler sıklıkla kullanılan ilaçlardandır. Kronikleşmiş alerji sorununda aşı tedavisi uygulanabilir. Hastalar aynı zamanda bulundukları ortamı nemli tutarak, ılık suyla duş alarak, bol sıvı tüketerek, uyurken tıkalı olan burun deliğinin tersine yatarak, burna tuzlu su çekerek, sigara içilen ortamlardan uzak durarak, koklama ve yutkunma hareketi yaparak


                                   

                                     BOĞAZ HASTALIKLARI




Horlama

    Ağız ve burun arkasındaki hava yolunda darlık olduğunda,  hava geçişi sırasında çevresindeki yumuşak dokular titreşerek horlama denilen gürültülü bir sese neden olur. Daralma arttıkça horlamanın şiddeti de artar.

    Eğer horlama uykuda bölünmeye yol açmıyorsa genellikle zararsızdır ve basit horlama olarak adlandırılır. Ancak ertesi gün yorgunluk ve halsizliğe yol açabilmektedir. Özellikle sırt üstü yatış pozisyonunda ortaya çıkar.  Basit horlama  genellikle sosyal yaşamı olumsuz etkiler.

Horlama tedavisi

    Uykuda solunum düzensizliklerine neden olmuyorsa, kişinin alacağı basit önlemlerle hafifletilebilir ya da tümüyle düzeltilebilir. Bunlar arasında; kilo vermek, yana doğru yatarak uyumak, alkolden uzak durmak, düzenli egzersiz yapmak, uykudan en az 3 saat önce ağır yemekten kaçınmak, yatağın baş tarafı daha yukarıda olacak şekilde ayarlamak sayılabilir.

    Horlama alerji, geniz eti, enfeksiyon gibi nedenlerden kaynaklanıyorsa altta yatan hastalıkların tedavisi gerçekleştirilir. Septum deviasyonu gibi anatomik bozukluklarda gerekli cerrahi uygulanır.

    Horlamayla birlikte uykuda nefes kesilmesi varsa hava geçiş alanını genişletmek ya da daraltan unsurları küçültmek için cerrahi gerekebilir. Cerrahi seçenekler arasında en çok uygulanan yöntem UPPP’dir (Uvulo-Palato-Farengo-Plasti). Küçük dil, yumuşak damak gibi üst solunum yolundaki yumuşak dokuların fazlalıklarını azaltmak ve dokuları gerginleştirmek için yapılır. Yine dili askıya alma, dil köküne radyofrekans uygulamaları, çene ameliyatları gibi farklı gibi yöntemler de giderek yaygınlaşmaktadır. İleri derecedeki apnenin eşlik ettiği ancak cerrahiyi uygulanamayan hastalardaki tıkanıklıklarda devamlı pozitif hava yolu basıncı (CPAP) cihazı iyi bir tedavi seçeneğidir.

Uyku Apnesi

    Uyku apnesi, uykudayken nefesin 10 saniye ve daha uzun süreyle kesilmesidir. Bu durum, şiddetli horlama, nefesin kesilmesi şeklinde birbirini takip eder. Uyku sırasında nefes kesilmelerinin sayısı saatte beşten fazlaysa tıkayıcı tipte uyku apnesi sendromu söz konusudur. Uykudaki solunum duraklamaları sonucunda kandaki oksijen miktarı azalır ve karbondioksit miktarı artar. Uyku apnesi ölüme kadar varabilen çok ciddi sonuçlara yol açabilmektedir.

Uyku apnesinin tedavisi:

    Uyku apnesinde kesin teşhis uyku laboratuvarlarında “poligrafik tetkik” adı verilen incelemelerin yapılmasıyla konulur.  Apneye yol açan sebep geniz eti, bademcik gibi  bir hastalıksa operasyonla giderilir. Rinit, enfeksiyon gibi nedenlere bağlıysa bu hastalıklar tedavi edilir.  Bunların dışında burna takılan nazal plaklar işe yarayabilir. Yine solunumu rahatlatmak için CPAP (Continious Positive Airway Pressure) (Sürekli Pozitif Hava Yolu Basıncı) cihazı uygulanabilir. Hafif ve orta şiddetli vakaların tedavisinde kullanılan bu cihazın olumlu etkisi birkaç gün içinde görülür. Daha ağır vakalarda BIPAP (Bi-level Positive Airway Pressure) veya VPAP (Variable Positive Airway Pressure) cihazları kullanılır. Bileşik ve merkezi tipteki uyku apnesi tedavisinde, özellikle durumu ağır olan hastalarda, APAP (Automatic Positive Airway Pressure), xPAP ST (Spontaneous Time) veya ASV (Adaptive servo-ventilation) cihazları kullanılmaktadır.

    Hastanın yaşam tarzını değiştirmesi, egzersiz yapması, kilo vermesi tedaviye destek olacaktır.


TiROİD – GUATR

    Tiroid bezi, boyunda adem elması denilen kıkırdak yapının altında yer alan endokrin bir bezdir. Triodotironin (T3) ve Tiroksin (T4) denilen iki hormonu üretir. Bu hormonlar vücudun enerjiyi kullanması ve depolamasıyla yani metabolizmayla ilişkilidir.

    Tiroidle ilgili iki bozukluklardan en sık görülenleri; hipertiroidizm (tiroid hormonunun normalden fazla üretilmesi) ve hipotiroidizm (tiroid hormonunun normalden az üretilmesi), guatr (tiroid bezinin büyümesi)’dır. Yine, tiroid kanseri, tiroid nodülleri ve tiroditis (tiroid bezinin inflamasyonu) tiroidle ilgili diğer hastalıklar arasında sayılabilir.

Hipotiroidinin tedavisi:

    Tedavisinde hormon ilacı kullanılır. Doktor takibinde kalınarak, sık aralıklar ile doz ayarlaması yapmak gerekebilir.

Hipertiroidinin tedavisi:
 
    Radyoaktif iyot tedavisi uygulanabilir. Bu tek tablet veya sıvı halde verilir. Ancak tiroid bezini yıkılmayabilir bu nedenle tiroid hormonu takviyesi gerektirebilir.

     Bir diğer yöntem tiroid bezinin ameliyatla alınmasıdır (tiroidektomi).  Ancak çok gerekmedikçe tercih edilmez.

Guatrın tedavisi:

    Guatr, ilaç kullanarak, radyoaktif iyot tedavisi uygulanarak veya cerrahi yöntemlerle tedavi edilebilir. Cerrahi tedavisinde tiroid bezinin bir bölümü veya tamamı çıkarılmaktadır.


Bademcik İltihabı (Tonsillit)

    Bademcikler boğazın her iki yanında yer alan ve bir kapsülle çevre dokulardan ayrılan yapılardır. Lenfatik sisteme  ait diğer yapılar gibi bağışıklık sisteminin bir bölümünü oluştururlar ve enfeksiyonlara karşı vücudu korurlar. Bademciklerin iltihaplanmasına tonsillit denilir. Akut ya da kronik olabilir.

Akut bademcik iltihabının tedavisi:

    Antibiyotik, ağrı kesici ve ateş düşürücüler kullanılır. Mutlaka istirahat edilmelidir. Bol sıvı tüketilmelidir.

Kronik bademcik iltihabı

    Tekrarlayan enfeksiyonlara bağlı olarak ortaya çıkar. Ergenlerde ve yetişkinlerde oldukça sık görülür. Nedeni genellikle bademcik girintilerine yerleşmiş bulunan bakterilerdir. Sigara, alerji, geniz akıntısı gibi faktörlerle oluşumu kolaylaşır. Çocukluk döneminde görülen  bademcik iltihabı yol açacağı komplikasyonlar açısından mutlaka önemsenmelidir.


Kronik bademcik iltihabının tedavisi:

    İlaç tedavisi uygulanabilmekle birlikte genellikle bademciklerin alınması (tonsillektomi) tercih edilmektedir.

Farenjit

    Yutağın (farenks) iltihaplanmasına farenjit denir. Akut ve kronik olmak üzere iki tipi vardır.

Akut farenjit

    Her yaş grubunda görülebilmektedir. Gırtlak ve yanal gırtlakta enflamasyon bulunur. Genellikle grip veya nezle gibi viral enfeksiyonlar sonucu oluşur, daha az sıklıkta bakteriyel nedenlerle de meydana gelebilir. Nadiren herpes virüsü (uçuk virüsü), zona virüsü,  difteri gibi nedenlere bağlı olarak görülebilir.  

Akut faranjit tedavisi:

    Bakteriyel kaynaklı farenjitte antibiyotik ilaçlar, viral kaynaklı farenjitlerde  antiviraller tedavi amaçlı olarak kullanılır. Yine semptomları gidermek için ağrı kesici ve ateş düşürücüler tedaviye eklenebilir. Tedavi sürecinde sigaradan ve sigara içilen ortamlardan uzak durulmalıdır. Bol sıvı alınmalıdır. Çok sıcak yada çok soğuk içecek ve gıdalar tüketilmemelidir. Acı, ekşi, baharatlı gıdalardan, asitli içecekler ve alkolden uzak durulmalıdır. Kuru, kirli, tozlu ortamlardan kaçınılmalıdır. Boğazı temizlemekten mümkün olduğunca kaçınılmalıdır.


Kronik farenjit

    Nedenleri arasında; tekrarlayan üst solunum yolu enfeksiyonları, kuru kirli tozlu hava, kronik burun tıkanıklığı, aşırı sigara ve alkol tüketimi, reflü, geniz akıntısı, burun kemiği eğriliği, alerjenler  sayılabilir. Nadiren frengi, verem, cüzzam ve bazı kronik romatizmal hastalıklar da kronik faranjite yol açabilmektedir.

Kronik farenjit tedavisi:

    Bakteriyel enfeksiyonlarda antibiyotikler kullanılır. Antihistaminikler, dekonjestanlar, steroidler ve hiposensitizasyon (aşı tedavisi) tedaviye yardımcı olabilir. Alerji gibi nedenlerle oluşan kronik farenjitlerde neden ortadan kaldırılmalıdır. Tedavi sürecinde sigaradan ve sigara içilen ortamlardan uzak durulmalıdır. Bol sıvı alınmalıdır. Çok sıcak yada çok soğuk içecek ve gıdalar tüketilmemelidir. Boğazı temizlemekten mümkün olduğunca kaçınılmalıdır. Acı, ekşi, baharatlı gıdalardan, asitli içecekler ve alkolden uzak durulmalıdır. Kuru, kirli, tozlu ortamlardan kaçınılmalıdır.


Larenjit (Gırtlak iltihabı)


    Larenks (gırtlak), farenksin (yutak) önünde, ses tellerini barındıran ve besinlerin nefes borusuna kaçmasını engelleyen yapıdır. Larenjit, ses tellerini kaplayan duvarın ya da çeperin iltihaplanmasına verilen addır. Her yaş grubunda görülebilmektedir. Sesini profesyonel olarak kullananlarda, sigara içenlerde, kalabalık ortamda çalışanlarda rastlanma oranı daha yüksektir. Akut larenjit veya kronik larenjit şeklinde görülür.

Akut larenjitin tedavisi:


    Antiviraller, steroidler, antinflamatuvarlar, pastil, mukolitik ekspektoranlar ve bakteriyel kaynaklı olanlarda anitibiyotikler kullanılabilir. Ses istirahat ettirilmeli ve bol sıvı alınmalıdır. Alkol, sigara ve kirli havadan kaçınılmalıdır. Buhar uygulanması, özellikle  mentol, okaliptus ve papatya buharı içeren uygulamalar fayda sağlayabilir.


Kronik larenjit:


    Genellikle 2 haftadan uzun süre devam eder. 4 haftadan uzun süren ses kısıklığı gırtlak kanseri işareti olabileceğinden mutlaka doktora başvurulmalıdır. En sık rastlanan nedeni reflü hastalığıdır. Ses teli sinirinin hasarı, astım hastalarının kullandıkları spreyler, polipler, nodüller, sigara, uzun süreli ses kısıklığı nedenleri arasındadırlar.


Kronik larenjitin tedavisi:


    Altta yatan başka bir hastalık olup olmadığı araştırılır. Eğer mevcutsa öncelikle bu hastalığın tedavisi yapılır. Sesin profesyonel olarak kullanılmasından kaynaklanıyorsa (öğretmen, şarkıcı, çağrı merkezi elemanı gibi) ses terapisi faydalı olabilir. Ayrıca ses istirahati de gerekmektedir. Bol sıvı tüketilmelidir. Larenjiti tetikleyici dumanlı, havasız ortamlardan uzak durulmalıdır. Sigara ve alkol kullanılmamalıdır. Mide asidini arttıran yiyecek ve içecekler tüketilmemelidir. Yatmadan önce en az 2 saat boyunca su dışında bir yiyecek ya da içecek  yenilip içilmemelidir.


Yutma Bozuklukları (Disfaji)


    Yutma ağız, boğaz ve mide sinirleri ile kasların koordinasyonuyla gerçekleşen karmaşık bir fonksiyondur. Üç fazda gerçekleşir; oral faz, farengeal faz  ve özefageal faz. Bunlardan birinde meydana gelebilecek bir bozukluk yutma bozukluğuna neden olur. Yutma bozukluğu yiyeceğin ağız boşluğundan mideye geçişinde gecikme, engellenme ve yanlış bir yol izleyerek nefes borusuna kaçması şeklinde ortaya çıkar. Yiyecek ses telleri seviyesine kadar inerse “penetrasyon”, ses tellerinin altına geçerse de “aspirasyon” olarak adlandırılır. Aspirasyon yiyeceklerin nefes borusu yoluyla ciğerlere kaçmasıdır ve çok tehlikeli bir durumdur.Yutma bozukluğu her yaşta görülebilir.


    Yutma bozukluğunun tedavisi:Yutma bozuklukları nedene bağlı olarak tedavi edilir.Sık sık boğazı temizlemek boğazda tahrişi daha da arttırarak durumun kötüleşmesine neden olacağından bu hareketten kaçınılmalıdır.


Ağız Kokusu (Halitosis)

    Sabah uyandıktan sonra birkaç saat içinde kendiliğinden kaybolan, yemek sonrası ya da ağız hijyeninin yeterince sağlanamaması sonucu ortaya çıkan ağız kokusu (halitosis) bir hastalık belirtisi olmayıp, fizyolojik bir durumdur. Ancak bunların dışında ortaya çıkan ağız kokusu bir hastalık belirtisidir ve patolojik ağız kokusu olarak adlandırılır.

Ağız kokusunun tedavisi: Fizyolojik ağız kokusunun tedaviye ihtiyacı yoktur, kişinin kendi alacağı önlemlerle düzeltilebilir. Patolojik ağız kokularında altta yatan hastalık saptanarak, onun iyileştirilmesine yönelik tedavi uygulanır.

Ağız İçi Lezyonları (Aftlar)

    Ağız içi lezyonları (yaraları) yemek yemeyi ve konuşmayı zorlaştıran, kısıtlayan yaralardır. En sık rastlanan ve tekrarlayanı rekürrent aftöz stomatit (RAS)  yani afttır. Aftlar yanak ve dudak mukozasında, dil üzerinde, yumuşak damakta, farenkste, dişeti üzerinde ortaya çıkan küçük, beyaz renkli, kırmızı sınırlı ve ağrılı lezyonlardır. Yaralar çıkmadan bir iki gün önce oluşacağı bölgede hafif kaşıntı meydana gelir. Minör aft, majör aft ve  herpetiform aft olmak üzere üç formda bulunurlar.  Bulaşıcı değillerdir. Daha çok kadınlarda rastlanır. Toplumun yaklaşık %20’sinde görülür. Sıklıkla uçukla karıştırılır ancak uçukla ilgisi yoktur. Uçuklar herpes simpleks virüslerinin oluşturduğu ağrılı, içi sıvı dolu kabarcıklardır. Aftlar virüs kaynaklı değillerdir.

Aft tedavisi:

    Tedavisi altta yatan nedenin ortadan kaldırılmasıyla gerçekleştirilir. Bunun dışında  semptomları azaltmaya  yöneliktir.  Ağız hijyeninin sağlanması,  yumuşak diş fırçası kullanımı, klorheksidinli gargaralar, lokal ya da sistemik kortikosteroidler, ağız içi kremler, B vitamini kullanımı, diyete dikkat etmek, sıcak, asidik ve tahriş edici gıdalardan kaçınmak, mentollü şeker-sakız -diş macunlarından uzak durmak, yemeklerden önce aft bölgesine ağız için hazırlanmış anestezik kremler uygulamak semptomları azaltmaya yardımcı olabilir. Antibiyotikler fayda sağlamamaktadır. Aftlar yaklaşık 5-10 günde geçer. Bazen bir aftın iyileşmesini yeni bir aft oluşumu takip eder. Aft sayısı aynı anda birden fazla olabilir. İki haftadan sonra geçmeyn aftlarda mutlaka bir doktora danışılmalıdır.


Gırtlak Kanseri ( Larenks kanseri)

    Gırtlak (larenks) ses çıkarmak ve soluk borusuna yiyecek-içecek kaçmasını önlemekle görevlidir.  Gırtlak kanseri, gırtlağın herhangi bir bölgesinde ortaya çıkan kansere verilen addır. En sık görülen türü skuamöz hücreli ya da epidermoid karsinomdur. Larenks kanserlerinin büyük çoğunluğu ses tellerinin yüzeyinde veya gırtlağın daha üst kısımlarında görülür.

    Gırtlak kanserlilerin geçmişlerinde %95 oranında sigara içimi öyküsü bulunur. Alkol tüketimi gırtlak kanserini tetikleyen ikinci önemli unsurdur. Yine insan papilloma virüsü ve reflü de etkenler arasındadır.

Gırtlak kanserinin tedavisi :

    Tedavi seçimini belirleyen en önemli nokta hastalığın evresidir.  Çok erken evrede tedavinin başarı şansı çok yüksektir, evre ilerledikçe başarı oranı düşer.  Duruma göre cerrahi, radyoterapi (ışın tedavisi) ve kemoterapi (ilaç tedavisi) tedavilerinden biri veya birden fazlasının bir arada uygulanabilir.

    Cerrahi yöntem gırtlakta kanserin bulunduğu bölgeye göre değişiklik gösterir.  Erken teşhis edilen bazı larenks kanserlerinde, kanserli doku lazer ışını ile kesilerek çıkarılabilir. Ses tellerinden yalnızca birini tutan sınırlı kanserlerde kısmi gırtlak çıkarılması (parsiyel larenjektomi) ameliyatı uygun bir seçenekken, her iki ses telini ya da ses tellerini arkada birleştiren bandı tutan kanserler bu ameliyatlara elverişli değillerdir. Operasyon gırtlağın tamamını çıkaracak şekilde gerçekleştirilir. Gırtlağın tümü alınmışsa nefes borusu – yemek borusu arası protez ile konuşmanın sağlanması tercih edilen ve başarılı bir yöntemdir.

Geniz  Eti (Adenoid)

    Burun ile boğaz arasına yerleşmiş bulunan bir dokudur. Solunumla burundan giren virüsleri ve bakterileri yakalar ve antikor üretimi yapar. Geniz 6 yaşından sonra ise küçülmeye başlayarak, 12 yaş civarında erişkin boyutunu alır ve etkisizleşir.  Ancak sıklıkla tekrar eden  üst solunum yolu enfeksiyonları, bağışıklık sistemi hastalıkları, alerjik reaksiyonlar, genetik nedenler ya da pasif sigara içiciliği yani anne babanın sigara içmesi gibi nedenlerle geniz eti büyüyebilir. Nadiren de olsa yetişkinlerde de geniz eti görülebilir. Geniz etinin iltihaplanması adenoidit, büyümesi adenoid hipertrofisi olarak adlandırılır.


Geniz etinin tedavisi:

Öncelikle ilaçla tedavi (antibiyotikler) denenir. Geniz etinde iltihap yoksa geniz etinin kendiliğinden küçülmesi beklenebilir. Ancak geniz eti sıklıkla orta kulak iltihabına yol açıyorsa, uyku apnesi, solunum güçlüğü, konuşma bozukluğu ya da geniz eti dokusunda bir hastalık ya da sık tekrar eden geniz eti enfeksiyonu varsa geniz eti ameliyatı tercih edilebilir. Geniz eti ameliyatı, tek başına yapılabileceği gibi, bademciklerin de alınmasıyla birlikte uygulanabilir. Uygulanan ameliyat soğuk yöntem denilen klasik adenoid küreti yöntemiyle yapılabileceği gibi, radyofrekans, diatermi, koblator, mikrodebrider gibi yöntemler de tercih edilebilir. Operasyon genel anestezi altında uygulanır. Geniz eti ağız içinden alındığı için deride kesi yapılmaz. Hasta genelde aynı gün taburcu olur. Hafif bir ağrı kesiciye gerek duyulabilir. Yetişkinlerdeki geniz eti ameliyatının çocuklara göre daha ağır bir iyileşme süreci bulunur. Birkaç gün süreyle kanamaya yol açmamak için beslenmeye dikkat edilmeli önce sıvı gıdalarla, daha sonra yumuşak gıdalarla beslenilmelidir. Ilık süt, ılık çorba, dondurma, puding ideal besinlerdir. Üç-dört gün boyunca  kalabalık ortamlardan uzak durulmalıdır.


                                        SES HASTALIKLARI


Ses Analizi

    Ses analiz yöntemleri ile sesteki patoloji ve patolojinin derecesi saptanır. Günümüzde ses hastalıklarının teşhisinde, sadece hastanın öyküsü ve fizik muayene ile değerlendirme değil bilgisayar ortamında elde edilen objektif ve istenildiğinde tekrar edilebilen analiz yöntemleri tercih edilmektedir.

    Bu analiz ses laboratuvarında, bilgisayarlı ses analiz cihazında yapılmaktadır. Belirli bir süre boyunca hastadan sabit frekans ve şiddette ‘a’ fonasyonu oluşturması istenir. Bu ses bilgisayar ortamında kaydedilerek analiz edilir. Ayrıca ses analizi ses ameliyatları öncesi ve sonrasında sesin değerlendirilmesini sağlayarak, sonuçların objektif bir şekilde değerlendirilebilmesini sağlar.

 Ses Terapisi

    Ses bozukluklarına kişinin sesini kötü ve yanlış kullanması, nodül, polip, kist, granülom, ses teli felci, sulkus vokalis, püberfoni, reinke ödemi, ses hijyenine dikkat edilmemesi, ses teli ameliyatları, üst solunum yolu enfeksiyonları, aşırı sigara ve alkol kullanımı neden olabilir.

    Ses bozukluğu olan kişilerde; konuşurken nefes nefese kalma, istenen sürede konuşamama, konuşma sırasında boğazda ağrı, acı ya da gerginlik hissi, boğazda takılma hissi, düzelmeyen ya da sık sık yaşanılan ses kısıklığı, sesin tamamen gitmesi, sesin normaldekinden daha tiz (ince) ya da pes (kalın) çıkması, seste çatlanma/pürüzlülük, yüksek sesle konuşma/şarkı söylemekte zorlanma, sesin gün içinde ya da hafta sonuna doğru kötüleşmesi gibi durumlar görülür.

    Ses terapisi ses tellerinin fonksiyonel bozukluklarının azaltılması/ortadan kaldırılması ve yapısal hastalıklarının tedavisini amaçlar. Ses terapisi ile kişinin sesini en verimli ve etkin kullanabileceği düzeye getirmesi sağlanır.


Ses Kısıklığı

    Normal ses kalitesindeki tüm değişimler (çatallanma, zayıf çıkma, boğuk çıkma gibi) ses kısıklığı olarak adlandırılmaktadır. Ses ile ilgili sorunlar her yaşta görülebilmekle beraber ses kısıklığına genellikle 30-60 yaşları arasında daha sık rastlanmaktadır.

    Bir iki haftadan daha uzun süren ses kısıklıklarında veya ses kısıklığı ile birlikte belirli bir neden yokken ağrı bulunması, öksürükle kan gelmesi, yutma güçlüğü, boyunda şişlik olması gibi durumlarda mutlaka doktora gidilmelidir.

Ses kısıklığının tedavisi:

    Tedavi yöntemi ses kısıklığının nedenine bağlı olarak değişmektedir. Ses kısıklığı viral ya da bakterilerden kaynaklanan bir infeksiyona bağlıysa ilaçla tedavi, ses teli nodüllerinde ses terapisi,  nodülün tedavi edilemediği durumlarda cerrahi, ses kısıklığı reflü kaynaklıysa mide asidini azaltmak gibi altta yatan hastalık tedavi edilir. Ancak bütün ses tedavilerinde var olan ortaklar vardır. Bunlar; ses kullanımının azaltılması (ya da bir süre tam ses istirahatı), sesinin profesyonel olarak kullananların (öğretmen, şarkıcı, çağrı merkezi elemanı gibi) sesi ısıtıcı ve soğutucu egzersizler yapması, konuşurken diyaframın kullanılması, boğaz temizleme hareketinden kaçınılması, bol sıvı alınması sigara, çay ve alkol kullanılmaması, ortam ısı ve neminin uygun tutulması, ortam havasının temiz ve tozsuz tutulması, baharatlı, acılı, ekşili ve asitli yiyecek içeceklerden uzak durulması, fısıldayarak konuşulmaması, mentollü boğaz pastili kullanılmamasıdır.


Op.Dr. M. Ali VURAL

Op.Dr. M. Ali VURAL